December 23, 2008

Bir Baby Shower ve Oda Termometresi


Dun aksam uzeri ofiste, isimi bitirip cikmaya hazirlanirken "Levent yarin baby showera sende davetlisin" diye bir cumle duydugumda duydugum ama hic bilmedigim bir kavramla karsi karsiya kaldim bildigim ama hic gitmedigim. Ufak bir arastirma ve iki laflamadan sonra ogrendimki zaten baby shower a sadece kadinlar katilirmis ve bu gune kadar gitmemem normalmis. Bu ise istisnai bir baby shower imis.

Ofisimizden arkadasmiz Altug'nun 15 gun sonra bebegi olacak. Kucuk Isabel icin Babylon Lounge'da hazirliklar yapilacak... telasli bir gun aile icin...

benim icinde oldukca telasli bir gun...Kucuk Levent 2 toplantiya katilacak Ocak brosurunu yetistirecek Posterleri matbaaya verecek...

Bebek Isabel icin oda termometresi almam gerekiyordu ama yakinlarda bebe malzemeleri satan ne bir oyuncakci vardi nede girdigim eczanelerde oda termometresi. Bambi de promosyon var oda termometresi veriyorlar dedi Elif :) Cok uzun sure istiklalde yuruyup termometre aradim ve tek bir tane bulabildim. Muhtemelen hediye olarak almak isteyeceginiz en son siklikta... ama eli bos gotu yas gitmek olmazdi... ve donmustum soguktan. Isabel bebege aldigim termometre 8 Celsius u gosteriyordu...

Ikinci kriz ofise geldigimde basladi; hediye paketi yoktu. Iyi bir promosyoncu Mekanini her sekilde pazarlar tanitir... Renkli bir babylon posteri milyarlar dokulen tasarim calismasi bir anda benim hediye paketim oluverdi alelacele carpik bantlanan bir calisma sonucunda ve kenarda bulunan bir pasabahce posetinin icine girdi. ufak bir not ve espiri olsun diyede bir Mudavim karti eklendi isabel bebegin adina, buyudugunde gelsin babasinin calistigi mekanda dans etsin diye...

Simdi size bu olayin disardan gorunumunu anlatiyorum...
Birbirini taniyan bir suru arkadas toplaniyor yakin arkadaslarinin dogacak cocuguna kutlama yapmaya ozene bezene gunler oncesinden hazirlanip hediyeler aliyorlar mekan cok sik dekore edilmis... Bi cocuk geliyor kendini takdim ediyor ve carpik curpuk bir posterle paketlenmis garip bir poset veriyor acilinca icinde tahta bir oda termometresi cikiyor birde garip bir notla bir yesil kart... herkes kahkaha atiyor ve parmaklariyla kucuk leventi gosteriyor kafalar geriye atiliyor icki kadehleri tokusturuluyor ve kahkaha siddetleniyor koyden gelen fakir levent salvariyla ortada kala kaliyor ve aglayarak kacmak istiyor.... muhahahaha tabiki bole degil
ama yinede bir kac saniyede olsa insan kendini garip hissediyor ( bu arada cidden termometreyi gordugunde ne yapacagini sasirip alkislayan bir kadin vardi)

isin en komik kismi ise ortada dolasan ve anilari olan arkadaslar icin bir cok sey ifade eden cok guzel hazirlanmis not defterindeki bosluk doldurma bolumleri idi...

ben su kisimda takildim bosluklari doldururken...cok zor geldi
Annen hakkinda en sevdigim sey...................................
3 dakika once tanismistim anne ile :)

Altug ve Alaraya hayirli olsun ve bol sanslar diyorum...
Umarim Isabel bebek cok saglikli sansli ve mutlu olur
Sevgiler

July 20, 2008

Cok Icirtmeyin, Kusabilirim...

Portekiz’e gittigimde, Portekiz’den donerken inter-rail yaptigimda, Celebrity Cruise’da calismaya baslayip dunya turu yaptigimda ve dondukten sonar da herkesin dedigi ortak tek sey: ‘Tum bu yasadiklarini yazmalisin.’ di. Bense yazi yazmak konusunda oldukca basarisiz bir insanim, hayatim boyunca ne gunluk yazdim ne gezi yazisi. Kompozisyon yazmaktan da nefret ederdim lisede, her zaman yazilarim imla ve zaman eki yanlislariyle dolu olur, cumleler de uzadikca devriklesir.

Fakat su aralar hayatimda en cok bos zamanimin oldugu bir donemdeyim ve bu bos zamanlari ‘Desperate Housewives’ izlemek disinda baska aktiviteler yaparak ta degerlendirmek istiyorum sanirim.

Geriye donup gezi anilarimi yazacak halim yok. Zaten artik her saniyenin fotorafini facebooka koymak suretiyle nasil bir gezi gecirdigimi gerekli gereksiz yedi millete gosterdim…Bakin ben nereleri gezdim, ne kadar cok eglendim, ne sapik bir gemide ne sapik partiler duzenledim ve o partilerde her firsatta hepimiz soyunduk u daha fazla kimsenin gozune sokmak gibi bir niyetimde yok. Su anda daha onceki ‘odev’ blogumda zorunlu oldugum gibi haftada 10 entry yazmak derdimde yok. Dolayisiyla dizi izlemekten sikildigim zamanlarda yine buraya birkac satir karalamakta fayda var diye dusundum.

Haa yazdilarimin icerigi degisecek mi? Tabi ki hayir…(imla hatalarim duzelecek mi? Tabiki hayir too…)

Gemide ne yaptin? Sorusu soruldugunda aklima gelen ilk ve en kisa yanit her zaman su oldu; Ictim… Hemde her gece …

O kadar cok ictim ki bir sure sonar alkolik egilimlerim basladi ama her zaman kendi kendime dedigim bir sey vardi; gemideyim ve aksamlari yapacak daha iyi bir aktivite yoktu. Gemiden ayrildigimda Istanbul’da evde her gece icecek halimde yoktu. Pek oyle olmadi her ne kadar ictigim ickinin sayisi 10 dan 1-2 ye dussede hala geceleri sarap icmeyi seviyorum…saglikli, kan yapar, doktorlar bile tavsiye ediyor. Dolayisiyla ickiye karsi bir dayaniklilik kazandim. Hayatimda kac kere cok sarhos oldum onu dusunuyorum. Portekiz’de her ayin ilk Cumartesi gecesi yapilan Jiji partilerinde, Portekiz’den istanbula dondugum subat tatilinde Indigo’da (Gurkan’cigimin tum gece bana dadilik yapmasi sonucunda evime saga saglim donebilmisimdir ve o geceden sonar bana hitaben kendisi ‘ icerim siciarim birbirne katarim sonar ilk ucakla porto’ya ucarim sinirli biriyim kizdirmayin onu bunu tanimam sapitinca cok icirmeyin kusabilririm onu buna katarak kacabilirim’ tarzinda bir sarki bile yazmistir), Gemide yilbasi gecesi (inanin tanimadiginiz bir odada yerde uyaninca insan kendisini ne yaptim ben acaba diye sorguluyor ve bir daha asla diyor… bir sonraki gece icmeye baslayincaya kadar) ve birde dun gece yani 19 Temmuz Cumartesi gecesi…

Hani bazi geceler vardir, Cumartesi bugun disari cikayim bare diye disari cikarsiniz. Cok eglenmek icmek sarhos olmak gibi planlar yoktur, geceden cok fazla bir beklentinde yoktur ama evde gecen bir Cumartesi seni mutsuz edecegi icin cikarsin. Dun gecede oylesine disari cikilmis bir geceydi…

Misir apartmaninin ikinci katinda Ura da ufak bir performans sergilenecek ve bir parti yapilacakti, bizde bi kolacan etmeye gittik sonrasindada bir yerlerde bir kac kadeh icki icmekti plan. “Mısırlı Abbas Halim Paşa, yüz koca yıl önce Ermeni mimar Hovsep Aznavuryan’a Mısır Apartmanı’nı yaptırırken binanın gün gelip böylesine parti ve konserlere ev sahipliği yapacağını hayal bile edemezdi herhalde. Bu gece Ulterior kulaklarınızın pasını alıyor olacak. O ne ola ben bilmem derseniz size Jesus and Mary Chain ya da Primal Scream seviyor musunuz deriz. Evet derseniz bunu da kaçırmayın deriz.” Yaziyordu her hafta planlarimi yapmadan control ettigim le cool da bu hafta.Fakat trash muzik bizi cok sarmayinca ve mekandaki isiklar bizi tribe sokunca partiyi erken terketmeye ve alternatifleri dusunmeye basladik. Ama bu alternatif kendini bir sekilde cilginlarca icki icmeye birakti, ve mekandan mekana gezmeye…otto, dogzstar, machine derken araya birde hesapta olmayan ufak bir ev partisi bile soktuk (sarp evine davetsiz gelen sarhos 5 genci agirladigin icin pek tesekkurler)

Ickiler birbirine karisti bir elde bira bir elde votka shutlar vardi, derken bira yerini long islanda birakti

Sabaha karsi taksime beraber geldigim gruptan hic kimse kalmamis yanimda daha baska insanlar belirmis ve daha baska yerlere gidilmisti… tarla basinda elimde bir sise su ile yururken kendime geldigimde ilk yaptigim sey cuzdanimi anahtarimi ve telefonumu kontrol etmek oldu. Telefonumda hatirlamadigim mesajlar ve telefon konusmalari vardi kis Pazar sabahi tek tek arayip herkesle nekonustugumu ogrnenmek durumunda kaldim…icki bu sisede durdugu gibi durmuyor

Sanirim onumuzdeki 1 yil bir daha bu kadar sarhos olmayi dusunmuyorum, yada onumuzdeki cumartesiye kadar…

September 21, 2007

Çocuklar Gibi Şen



Ne zamandır geyiği dönerdi, hadi Bostancı Lunaparkına gidelimde çocukuğumuzu yaaad edelim diye. Perşembe akşamı bu plan gerçekleştirildi ve toparlanıp Bostancıya gidildi. Koştura koştura bilet aldık ve nelere binsek diye bakınmaya başladık. Ilk etapda insanlar gondola bindiler. ben binemiyorum o rutin hareket yüzünden... Izledim.
Sonra iftar oldu ve aletler 1 saatliğine kapandı. Bizde caddeye indik ve günah işledik. Işık'ın iftar menüsünün tatlı ve çay fişiyle sıraya girip girip tatlı aldık:) (Işık oruç tutmamıştı, sadece aç gözlü) eheheh.
Neyse geri döndüğümüzde gözümüze ilk kestirdiğimiz alet deli gibi dönen zincirler oldu. Herkes bir yandan " aaa bu çok tehlikeli zincirler koptuda kaç kişi öldü bunda hayatta binmem" derken. çoktan oturmuş ve dönmeye başlamıştık bile. En dışa oturan ben cengaver, zincirim kopsa eve kadar uçardım heralde. Neyse güzeldi iyiydi hoştu güldük eğlendik. Taki King loop denilen zarlar isimli alete binmeye karar verene kadar. Işık ben hayatta binmem dedi bizde heyecanla bizden önce bineneleri izliyorduk. Kim ne tarafa dönüyor noluyo hiç bir şey göremiyosun. Videodada gördüğünüz aletin tıpatıp aynısı.
Sıramız geldi ve bindik, yanımdada Deniz vardı. Başlangıç eğlenceliydi hızla dönüp ileri geri gidip arada bir takla atıyordu ama videodada gördüğünüz kollar havaya kalkıp dönmeye başladıgında gerçek kayat ve yer çekimiyle hiç bir bağlantınız kalmıyor. sanırım 100 tane öne 100 tane griye ters takla atmışızdır. Bir yerden sonra tersmiyim düzmüyüm onun bile farkına varmıyorsunuz sadece beynininzde bir basınç hissediyorsunuz. Ben 3 dakika boyunca(ki toplam 5 dakika sürüyor) sadece kahkaha atıp küfür ettim sonlara soğru ise takatim kalmadı diye bağırıyodum. Bide denize dönüp "Takatim kamadı ya senin?" diye sordum. beynim sulandı heralde...
Neyse indikten sonra kusmamak için herkes kendini zor tutuyordu ama çevrenizde o kadar dönen ışıklı oyuncak varken bu oldukça zor oldugu için mekanı terkettik ve evlerimizin yolunu tuttuk. hakkaten dayak yemiş gibiydim ama bir yandanda herkesin en azından gözünü karartıp bir kere binmesi gereken bir alet. Açken binin... Tüm sinirleriniz boşalacak ve kendinizi sersem gibi hissedeceksiniz:)






Lanetli Tepedeki Ev


Bildiğiniz gibi kısa süre sonra Karayip yolcusuyum ve bunun için tüm işlemler devam etmekte. En ehemmiyetli ve meşakatli olanı ise Amerika için Gemici çalışma vizesi almak. Daha önce Sarıyer ıstinye tarafında bulunmuşlugum olsada kafamı kaldırıp tepelere pek bakmamışım demekki. Boğaza nazır tepeden bakan buu şatoyu hiç görmemiştim. Lanetli Tepedeki Ev...

Vize başvurusundan önce bir sürü şehir hurafesi dinledim. Orda kel bir adam var mulakatta ona denk düşersen sana çok garip sorular soruyor nasıl cevaplarsan cevapla vize vermiyor ve seni sonra şatonun zindanına hapsediyor ve amerikan yerlileri tarafından yeniyorsun....
Sakın eksik belge götürme fazlasını götür her belgeni götür hatta her birinini 3 fotokopisini çektir öle götürdiye 100 kere tembihlendiğim için popoun fotokopisi ve sünnet derim dahil olmak üzere ne bulduysam götürdüm... Hatta heycandan uyuyamadım ve sabah 5 te uyandım. Bir boğaz havası alıp konsolosluga vardıgımda kapıda oldukça karizmatik abiler evraklarımı kontrol edip son derece sevecen davranarak sıraya soktular, kimse şişko obez değildi. İçeri girdiğimde eşyalarıma bakan bir diğer çok karizmatik ve kocaman küpeleri olan abide bana çok iyi davrandı(ayrıca küpeleri süperdi bende hemen alıcam). Yıkarı çıktıgımda ise herkes yine çok iyi davranıyordu ve ben şaşırmaya başladım. Bunlar bir numaraydı ve hakikaten vizeme ilaç atıp beni kandıracaklardı sanırım... Yanımda Burak Kut bekliyordu sanırım "kanasım dünyaaaam yansın oldu olacak günahlar kavrulsun aleviyleeeeee" diye başka bir şarkının klibini daha çekmeye Amerikaya gidiyordu. Numaramın okunmasıyla kısa süreli arkadaşlığımız yaşandı bitti saygısıca aldatmanın tadına varınca doğru söylesen kiminin umurunda gözüme inanırım haydi zıplaaaaaaa diyerek bitti ve içeri girdim.
Parmak izi alan çok zevimli amca parmak izlerimi aldı:)
Ve olanlar ondan sonra oldu. Mülakata çağırıldım. Adamın biri karşıma geçip "Neden gemide akapunktur kliniği varki?" dedi ve cevap bekliyordu. Bu sorunun olası cevaplarını comment olarak yazarsanız çok sevinirimi ben sadece bakmakla yetindim ve "i got your point but what can i say, they have it al i applied and they hired me" diyebildim. küçümser bir gülümsemeyle sözleşmemi okudu "this is so weird " dedi ve iyi verdik vize diyip döndü gitti.

Bir konsolosluk maceram dahada böylece bitti.

Yeni Mekanlar





Istanbul'da gitmediğimiz bar, görmediğimiz club kalmasın mantıgıyla dolaşmaya devam ediyorduk... Geçen haftaSantral Istanbul açılışı oldugu için ve içmekten ve dans etmekten bithab düştüğümüz için Noa ya geçememiştik ama Geçtiğimiz Cumartesi soluğu orda aldık. ' hafta üst üste Dj kabininde arkadaşımız Sarp vardı. Noa, Cihangir Villa Zurich Otel'in terasında kaliteli güzel manzaralı bir mekan, bir nevi Leb-i Derya'nın 12 den sonra dans edilebileni gibi düşünün. Mekandaki tek falso Tuvaletin 2 kat aşağıda olması. İçki içilen bir yer için oldukça can sıkıcı ama bir yandanda tuvalete gitmek ufak bir mola vermek ve canlanmak anlamınada gelebiliyor.
Izmir'den Burak'ın geldiğini cuma günü öğrendiğimde oldukça sitem etmiştim neden haberim olmadı diye ama cumartesi ilk iş olarak beni aradı ve tüm günü be geceyi beraber geçirdik. benimde suratımdan aşağıya doğru bir çizgi inmiş oldu tabi. Ufak bir kalabalıkla başlanan gece Ottoda genişledi ve Noa da son derece kalabalıklaştı. Isıgı gören sesi duyan haberi alan geldi ve gecenin sonuna doğru oldukça eğlenceli bir gruba döndü, ki grupta tek ortak arkadaş bendim, diğer kimse birbirini tanımıyo olmasına rağmen bir müddet sonra herkes kaynaştı. (Bu konuda mukemmelizdir). Sarp'ta bize ne zamandır unuttugumuz 80s 90s şarkılarını hatırlatarak keyifli bir gece geçirtti... Çıkışta luzumsuz bir yemek yendikten sonra sabahın ilk ışıklarıyla eve dönüldü. Bu arada bende Ragıp içki limitini çok aştıgı için ben ise az aştıgım için Ragıp'ın arabasını kullanarak kendimi eve bıraktım ki bu Laguna, Bis dısında kullandıgım ilk arabadır... bende çok başarılıydım:)

Search This Blog