April 23, 2009

Ask-i Memnu


Persembe aksamlari olurda erken saatte eve gelirsem annemle gecirdigim zamanda salonda yemek yerken eslik etmek adina Ask-i Memnu izlerdim...

Persembe aksamlari hic bir program yapmiyorum ozellikle aile toplantisi yapiliyor ve her persembe Ask-i Memnu izliyorum
3 ayda gelisen bir degisim bu...

2 saatlik dizi boyunca Kivanc Tatlitug her ekrana geldiginde annem ve ablamin 'Ah Yavruuummm, yakisikliim, gel dese bugun isi, kocayi birakir giderim' nidalari arasinda diziyi duymaya calisiyorum...Beren Saat her ekrana geldiginde ise topluklu ayakkabilarla nasil da yuruyemedigi uzerine yorumlarin ardi arkasi kesilmiyor...

Kisisel olarak da dizide isimler birebir romanla ayni oldugundan Peyker in minicik bebeginin adinin Feridun olmasina uzuluyorum.
Her bolumde Bihter'den yeni ogrendigimiz tripleri ve trickleri ofis ortaminda nasil uygulariz diye cuma gunu ople yemeklerinde is yerindeki Ask-i Memnucularla toplatilar duzenliyoruz. Bir sekilde, evet, her hafta cilginlarca Ask-i memnu izliyorum cok seviyorum cok begeniyorum.

Her hafta bir umut Adnan Bey bu hafta kesin anlayacak gorecek opusurlerken basacak diye bekliyorum. Cut Edit yontemiyle yapilan ve tum izliyicileri yanlis yonlendiren bos yere heycanlandiran fragmanlara da oldukca sinir oluyorum.
mesela haftaya kafamda kurdugum senaryoya gore Adnan bey odanin kapisini actiginda Bihter ve Behlul'u yatakta cilginlarca sevisirken basiyor. cunku oyle bir surat ifadesi var haftayaki bolumun reklaminda ama eminim bihter sadece makyajini siliyor falan olacak...Yine de en az Prison Break kadar heyecanli bir dizi:)

ve ne olursa olsun bu sezon Persembe aksamlari Ailece evde toplanilip Ask-i Memnu geceleri yapmaya devam edecegim.

April 09, 2009

Levent is 25

Liseyi bitireli 7, üniversiteden mezun olalı 2 sene oldu. 18 yaşına girdiğimde kendimi bi bok sanırken şimdi 18 yaşına girenle bakınca 7 sene önceki halimi hayal bile edemiyorum...

Tüm dünyayı gezip masa başı ofisimde çalışmaya başlayalı neredeyse 1 sene oldu. Hatta bu yazıyı yazarken doğum günü geçeli bile tam 1 hafta oldu.

Sıgaraya başlayalı 8 sene, bırakalı 3 gün oldu...
Ben kendimi çok küçük sanarken, sunumlar yapılıp dünyanın kurtarıldıgı toplantılara girip Levent Bey diye hitap edilmeye başlanalı çok oldu...

Minik Levent tam 25 oldu...


Her sene benim doğumgünü yemeklerim ve buluşmalarım, katılanlar açısından biraz stressli olmustur. Hayatım boyunca değişik yerlerde tanıdıgım ve bugune kadar sağlam bir şekilde arkadaşlıgımı yürüttüğüm ama malesef birbirini hiç tanımayan bir sürü arkadaşım bir araya gelip sosyalleşmek durumunda kalmışlardır...Gerçi bir çoğu bu durumu avantaja dönüştürüp birbirleriyle çıkmaya ya da sevişmeye başlar (isim vermicem)...Yine de doğum günü toplantılarımın ilk 1 saati benim o gruptn o gruba koşturarak gezdiğim ve herkese bir diğerini anlatmaya çalıştıgım bir telaaş içerisinde geçer...en azından bu seneye kadar öyle idi
Bu sene ise senelerin veridiği olgunluk ve tecrube ile arkadaşlarımda pişmiş, neyi bulacaklarını bilerek gelmişler ilk 15 dakikadan sonra kaynaşmışlardı...
Senelerdir görmeye alışık oldugu tanımadıkları insanlar arasına benim yeni iş arkadaşlarımda eklenmiş ama mevcut insanlar bu yeni düşenleri hiç yadırgamamış senelerdir onlarda varmış gibi davranmışlardı...Burada sevgili Mine nin katkısını es geçmeyip ona özel bir teşekkür yollayacağım...Tüm gece benden eksik kalmayarak herkezle teker teker ilgilenip bir ara kafasına tül takıp hopsitality bile yapmışlığı vardır....

Her senenin bir diğer rutini ise
Yemekten sonre elenen ve geceye devam etmek isteyen azgın grupla bir mekana gidilip devam edilinir..Bu sene her nedense bu mekan babylon olarak seçilmiştir (Orda çalıştıgımdan olmasın sakın) ...Bora’nın ışıklı ayakkabıları ve Lazer showu eşliğinde yapılan çılgın figürlerden sonra içki limitini iyice aşanlarla ise geceyi bitirme mekanlarından biri seçilir
Bu sene her gece Machine isimli mekanda biter...Kapıdan girdikten sonra İstanbul’da oldugunuza bin şahit isteyen bu mekanda ise gece süprizlere açıktır...Orda yaşananlar bloglara yazılmaz ve fotoraflanmaz çünkü ayıptır ve ışıklar yanmadan mekan mutlaka ter edilir... Beyaz florasanda sabah saat 5 te insan hiç iyi görünmez Taksiye binip Kartala gündüz açarmısınız der....

İyi ki doğdum....

March 24, 2009

Tembel Levent: Uykuluklar Prensi

Sütlüce 01.46

-Acıktım acıktım dedin getirdik..
-öğk yemem hayatta bunu

levent, otto santralde çılgın bir geceden sonra yol üstünde arkadaşları tarafından uykulukçuya getirilmiş ve kuzu bağırsağı, kuruk sokumu yağı ve gerdan dan oluşan uykuluğu yemesi için baskılara maruz bırakılmıştır.

-başka yemek yok aç kalırsın o zaman
-göbeğim küçüldü bak
-ne alakası var şimdi yiyek misin yemicek misin ? garson bekliyor..
-garson bak göbeğim küçülmüş di mi?
-biz uykuluk alalım..
-ben alamayayim.

Arkadaşları gelen uykulukları afiyetle yerken levent kendi göbeğini sever ve onla konuşur..

-al bir ısırık da bari tadına bak..
-öğk bakim hadi..öğğk.. mmm fena diilmiş ama yemem..

Çevre yoluna çıkmak için haliç civarında kaybolan bir araba dolusu genç, yemek yiyen ve göbeğiyle konuşan bu arkadaş grubunun yanına yanaşır, biri seslenir…

-Ya çok pardon, burası neresi ya ?

levent göbeğini bırakır ve genc e bakar… Şok olmuştur çünkü kendisine soru yönelten arabanın içindeki kişi yine kendisidir.

-Ya biz kaybolduk ve eve gitmek istiyoruz artık..istanbul nerde ? köprü falan ?


by gurkan

March 15, 2009

DearHead aka Evrim + Bengi


Uzun yıllar farklı kulüplerde ve partilerde oldukça kişisel(!) setler çalan ve isimleri kulaktan kulağa dolaşan ikili, yakın çevrelerinin yoğun ısrarıyla biraraya geldi ve DearHead oluştu.
İlk büyük performansları bu sene 1200 kişinin katılımıyla yılın en çok konuşulan partisi haline gelen "!f Istanbul - Rainbow Party"de gerçekleşti.
Electro, tech-house ve electro-house'un biraz minimal biraz da eklektik bir karışımını sunan DearHead, performanslarında saatler süren bir eğlence ve dans vadediyor. Türünün sevilen hitlerini çarpıcı remiksleriyle çalmayı tercih eden ikili, yaptıkları müziği "Happy Techno" olarak adlandırıyorlar.

Sarp Dakni

!f Istanbul Rainbow Party, 3 oda var ama ister istemez herkez L room'da toplaniyor...
Gece boyunca temposu dusmeyen setleriyle partinin en kucuk odasi olan Babylon Lounge'in ust kati sirkulasyonu en yuksek en yogun ve en eglenilen odasi oldu
Bizde DearHead'in takipcisi olduk ve bu haftasonu cuma aksami Watcha klan'in hemen ardindan Beat e gectik ve geceyi DearHead ile bitirdik...

Sunsplash e yolu dusen olursa 7 Mayis'da DearHead'e bir kulak verin...
07 Mayıs 2009 @ SunSplash - Hillside SU

Watcha Klan



Watcha Klan hic duymadigim, bilmedigim, sadece son 1 haftadir isten eve evden ise giderken sokagin basindaki rakette gordugum poster afisindeki gruptu. Merak edip myspacelerine bile bakmadim sadece poster resmileri cok guzel diye dusunmustum. Sonra sirket icinden bir mail geldi "Arkadaslar watcha klana gitmek istene varsa kapiya isim yazdirabiliyorum"... dusunmeden e gideriz tabi dedim.

Iceri girdigimiz andan itibaren yerimizde duramadik. Ben ne reggea severim ne drum n bass(portekizi saymazsak) ama beklemedigim kadar eglendim konserde. mekanin kalabalik olmamasi ve bizim icki limitimizi asmim olmamizinda oldukca etkisi olabilir bunda tabiki fakat sahne enerjileri cok yuksekti ve bizi hemen yakaldi...Ozellikle kendisiyle simdiye kadar tanismadiysaniz veya bir internet sitesinde karsilasmadiysaniz Supreme Clem ile mutlaka tanisin...

Biraz daha fazla merak edenler icin allmusic.com dan...

Watcha Clan are a French quartet that fuses together influences as diverse as its members' heritages. Drawing on North African, Spanish, Arabic, Hebrew, French, and modern electronic musical styles for inspiration, the Clan claim a nomadic ethic, calling no single style "home." Since their inception at the turn of the century, Watcha Clan's touring schedule and lifestyle have been as nomadic as their philosophy. Group members Matt (bass), Soupa Ju (electronic elements), Sista K (vocals), and Suprême Clem (keyboards) have spent significant time in Algeria, Cuba, India, Spain, and Hungary soaking up the local musical flavors. Their compositions feature Hebrew, Arabic, French, English, and Spanish lyrics, drawing in listeners from all sides of the Mediterranean. The quartet's debut disc, Live au Cabaret Rouge, was released in 2001 on Mosaic Music. Over the course of the next few years, Watcha Clan cranked out a number of discs for Mosaic, including Nomades A.K.A. (2002), Le Bastion (2005), and Live Injection (2006). Between releases Watcha Clan have maintained a busy touring schedule, earning a dedicated fan base in dance clubs from the Netherlands to Spain and throughout their French homeland. In 2008 the Clan signed with the Berlin-based label Piranha Musik for the release of their fifth original release. Diaspora Hi-Fi debuted in the Top 20 on World Music Charts Europe, where it stayed for three months. The following year was full to the brim with festival and club appearances all over Europe.

Search This Blog