November 01, 2010

Meet Levent Dokuzer

Kendimi anlatmama hic gerek yok sanirim...Ben bir ENTP'yim

Iste bendeniz...kisilik test sonuclarima gore...meet levent dokuzer

As an ENTP, your primary mode of living is focused externally, where you take things in primarily via your intuition. Your secondary mode is internal, where you deal with things rationally and logically.

With Extraverted Intuition dominating their personality, the ENTP's primary interest in life is understanding the world that they live in. They are constantly absorbing ideas and images about the situations they are presented in their lives. Using their intuition to process this information, they are usually extremely quick and accurate in their ability to size up a situation. With the exception of their ENFP cousin, the ENTP has a deeper understanding of their environment than any of the other types.

This ability to intuitively understand people and situations puts the ENTP at a distinct advantage in their lives. They generally understand things quickly and with great depth. Accordingly, they are quite flexible and adapt well to a wide range of tasks. They are good at most anything that interests them. As they grow and further develop their intuitive abilities and insights, they become very aware of possibilities, and this makes them quite resourceful when solving problems.

ENTPs are idea people. Their perceptive abilities cause them to see possibilities everywhere. They get excited and enthusiastic about their ideas, and are able to spread their enthusiasm to others. In this way, they get the support that they need to fulfill their visions.

ENTPs are less interested in developing plans of actions or making decisions than they are in generating possibilities and ideas. Following through on the implementation of an idea is usually a chore to the ENTP. For some ENTPs, this results in the habit of never finishing what they start. The ENTP who has not developed their Thinking process will have problems with jumping enthusiastically from idea to idea, without following through on their plans. The ENTP needs to take care to think through their ideas fully in order to take advantage of them.

The ENTP's auxiliary process of Introverted Thinking drives their decision making process. Although the ENTP is more interested in absorbing information than in making decisions, they are quite rational and logical in reaching conclusions. When they apply Thinking to their Intuitive perceptions, the outcome can be very powerful indeed. A well-developed ENTP is extremely visionary, inventive, and enterprising.

ENTPs are fluent conversationalists, mentally quick, and enjoy verbal sparring with others. They love to debate issues, and may even switch sides sometimes just for the love of the debate. When they express their underlying principles, however, they may feel awkward and speak abruptly and intensely.

The ENTP personality type is sometimes referred to the "Lawyer" type. The ENTP "lawyer" quickly and accurately understands a situation, and objectively and logically acts upon the situation. Their Thinking side makes their actions and decisions based on an objective list of rules or laws. If the ENTP was defending someone who had actually committed a crime, they are likely to take advantage of quirks in the law that will get their client off the hook. If they were to actually win the case, they would see their actions as completely fair and proper to the situation, because their actions were lawful. The guilt or innocence of their client would not be as relevant. If this type of reasoning goes uncompletely unchecked by the ENTP, it could result in a character that is perceived by others as unethical or even dishonest. The ENTP, who does not naturally consider the more personal or human element in decision making, should take care to notice the subjective, personal side of situations. This is a potential problem are for ENTPs. Although their logical abilities lend strength and purpose to the ENTP, they may also isolate them from their feelings and from other people.

The least developed area for the ENTP is the Sensing-Feeling arena. If the Sensing areas are neglected, the ENTP may tend to not take care of details in their life. If the Feeling part of themself is neglected, the ENTP may not value other people's input enough, or may become overly harsh and aggressive.

Under stress, the ENTP may lose their ability to generate possibilities, and become obsessed with minor details. These details may seem to be extremely important to the ENTP, but in reality are usually not important to the big picture.

In general, ENTPs are upbeat visionaries. They highly value knowledge, and spend much of their lives seeking a higher understanding. They live in the world of possibilities, and become excited about concepts, challenges and difficulties. When presented with a problem, they're good at improvising and quickly come up with a creative solution. Creative, clever, curious, and theoretical, ENTPs have a broad range of possibilities in their lives.

Jungian functional preference ordering for ENTP:

Dominant: Extraverted Intuition
Auxiliary: Introverted Thinking
Tertiary: Extraverted Feeling
Inferior: Introverted Sensing

October 28, 2010

Erkek Güzellik ve Bakım Salonu geldi mahallemize


Suburblerde yaşamanın bazı avantajları vardır. Hatta say say bitmez belki ama saymicam çünkü uzak ve suburbleri sevmiyorum. Ama suburblerde berberler ( yeni yeni kendilerini erkek güzellik ve bakım salonları olarak adlandırmaya basladılar) çok ucuzdur.

Mahallemizde yeni bir erkek güzellik ve bakım salonu açıldı, hemen mahallenın kartal yuvası saç modelli genç delikanlıları dolustu içeri, bende geri kalmadım tabi çakma Tiga saçlarımla. Mahalleye solaryum, masaj, epilasyon, ağda, manikur, pedikür geldi...Erkek için, erkeklere özel...

Sokakta gördüğün bıçkın, yan baktıgında üstüne saldıran delikanlılar yanyana dizilmis kaş aralarında ağda, saçlarını alına doğru simetrik üçgen kestirip arkalarını dikleştirme sevdasında 6 lı ganyan muhabbeti yapıyorlar. Müthiş...

Çalışan arkadaşlar birbirinden iyi tatlı çocuklar, blogumdan ömür boyu haberdar olacaklarını sanmıyorum ama yinede olurda okurlarsa aman yanlıs anlamasınlar hepsini çok sevdim, Türkçelerini anladıgım kadarıyla hoşsohbette çocuklar.

Zemin dublexi olan erkek güzellik ve bakım salonunda ( ne sandınız 2 katlı tabi) alt kat masaj ve epilasyon, üst kat solaryun, berber, ağda manikür pedikur...

Valla az buz masaj yaptırmadım hayatrımda, 50 TL ye yaptırdıgım bu yaklasık 1.5 saatlik full body hot stone dermişimJ 1.5 saatlik tüm vucut masaj ilk 3’e girer...Merak etmeyin çocuk spor akademisinden mezun ve 3 farklı tarzda masaj sertifikasıda duvarda asılı....

Masajın ardından hemen epilasyon için fiyat aldım, 8 garip erkeğin arasında çalışan güzelce bir kızın önünde kısmi soyunduktan sonra ...vallahi tüyzüz kalana kadar 600 tl gibi komik bir fiyat aldım yine

Yukarı kata geçtim ve mahalleliler arasında ki yerimi aldım...13. senemde henüz mahallede merhaba dediğim sahıs olmamasına rağmen sima olarak birbirimizi tanıyor ve yolda sokakta markette dürümcüde karşılaşıyorduk elbet. Tarz olarak biraz farklıyıdk. Ama olsun.

Sanırım mahallenin futbol oynamaktan kan ter içnide kalmış harbi delikanlıları birbirlerini kaş aralarında ağda ve ayak parmaklarına manikür yaptırırken gördüklerinde, bir utanc ve yadırgama duygusu almıs olsa gerekki ortamı, erkek güzellik ve bakım merkezinde pekte çıt çıkmıyordu.

Saçlar dedi nasıl olsun abi??? Anlatmaya başladım, kenarları kısa, ama çok hat kalmasın, arkalar natürel sağa doğru tarıyorum sağa dogru uzun kalacak....Oooo dedi güzel model bak ben şimdi nasıl yapıcam. Korktum... Nasıl yapıcan? Umarım dediğim gibi yapıcan...

Yine tipe göre yargılamak değil tabide, bu berber abiler bi anda Kırık makas yada yamuk tarak neydi o, kesilmezlermi mahallede, Hoop derken saç bitti saç bakımı bakım bitti burun kılları orda sakal kaş derken...Tanrım beni bastan yarat programından çıkmış gibi ben ve mahallenin diğer delikanlıları, kimimiz yeni saç modellerimizle, kimimiz manikür pedükürlü uzluvlarımızla kimimiz de lazer epilasyonlu koltuk altlarımızla erkek güzellik ve bakım salonunu terkettik. Solaryum makinası henüz hizmete girmemişti, yoksa emin olun bronzda çıkardık mahallede ordan.

Total ödediğim para mı? Masaj dahil 75 TL

Suburbleri bazen seviyorum ama çok uzaklar...

October 17, 2010

Genel Bir Sorun Var, Gelen Bir Sorum Var (+18)

Yeni jenerasyonda ki mutsuzlugun temel sebebinin Televizyon dizi ve programları olduguna karar verdim. Gerçi benden önce buna karar verilmiş, uzman görüşleri bildirilmiş, çeşitli makaleler yazılmış olabilir ama benim açım biraz daha farklı sanırım.

İlişkilerimiz yürümüyor, iş hayatımız çalkantılı, beklentilerimiz yüksek, sex hayatımız kötü ( ya da her zaman daha iyisi olabilir), ya çok kilo alıyoruz ya çok kilo veriyoruz, yani bir şekilde mutlu olsakta tam tatmin olamıyoruz...

Buna sebep olan başlıca bir kaç programdan örnekler vermek istiyorum.

Yollarda çok vaktik kaybettiğim için haftasonu çok cezbedici bir teklif gelmedikçe kendime sokağa çıkma yasağı koyan bendeniz, bol bol dizi, yarışma vs izlemeye başladım. E tabi bunları izlerken, çay kahve cips bira şarap fındık fıstık ve yemek sepetinin sundugu sonsuz seçenekler bolca masama meze oldu. Ilk tatminsizliğim de burada başladı. Ben elimde koca bir ruffles’ı bira eşliğinde mideme indirirken True Blood’da ki Alexander Skarsgrad, namı diğer Eric Northman çırılçıplak ortalıkta gezinmeye başladı. Bense hemen akabinde internetten spor salonları ve yağ sokucu hapların fiyatlarına bakmaya başladım. Keza bir Eric olabilmek için artık çok yaşlıydım... Acaba biraz V alma sansım olsaydı göbeğimde 6 değil 3 tane ( 2 üstte bir altta yeter) çıkarmıydı, saçlarım gürleşir boyum uzar mıydı ? Birazcık V için neler vermezdimJ

Tüm dizilerde herkes çok havalı ofisterde değişik plazalarda kocaman masa ve son teknoloji aletleriyle über güzel ve yakışıklı çalışırken ve birbirlerine inanılmaz zekice laflar sokarak alaşşağı ederken, en kritik durumlarda en pratik çözümleri sadece 3 saniyede bulabiliyorlardı. Sorunun cevabı hep tam gözlerinini önümde duran dosyada, resimde, ya da kalemlikte oluyordu. Dediğim gibi tam 3 saniyede onu farkedip kafalarında o anda söylenebilecek en harika cumleyi kurabiliyor ve sonrada havalı havalı yürüyerek tamda ofisin ortasında duran devasa asansöre binerek otoparka inip son model arabalarına binip uzaklaşıyorlardı... Masamda daimi duran tuvaletkağıdı rulosunu, hiç durmadan akan ve silmekten kabuk tutmuş burnumu ve ama bu logo daha büyük olmalıydı tadında geçen ofis hayatımı düşününce evet mutluydum ama bir CSI New York ajanı kadar tatmin değildim.

Sevgililerimiz ya da sex partnerlerimiz her ne şekilde ilişkilerimizi yürütüyorsak, yeterli miydi? Aradıgımız insanlar onlar mıydı? Ya da onların aradığı insan biz miydik? Duygusal ilişkiniz olan kişi sizden su cümleyi bekliyor olabilir. Sevdiğimi geri almak için gerekirse Tüm Roma halkını öldürürüm...10,100,hatta 1000lerce kişiyi. Sizden Andy Withfild yani Spartacus kadar sadık ve cesur, gözü kara olmanızı bekiyor olabilir, çukurlarda ölüm savaşları vermeniz gerekiyor olabilir ( Yalnızca bir kişi canlı çıkacak). Bu güne kadar bir tek seni sevdim, ve sen öldükten sonrada sonsuza dek seni seveceğim gibi sadece dizilerde duyabileceğimiz cümleleri sarfetmenizi istiyor olabilir. Ama hepimiz diğer haftasonu gittiğimiz bir başka partide tanıstıgımız bir diğer kişiyle hop yatağa girebiliriz gerçek hayatta...

Konu sexe gelince burda da aynı sorun çıkıyor karşımıza, One night standiniz için kutudan çıkan surpriz bakalım yeteri kadar tatmin edici mi? Partnerinizin beklentisi bir Gladyatör. Ama bakalım sizdeki takımlar Manu Bennett yani Spartacusun baş düşmanı Crixus’unkiyle karşılaştırıldıgında yeterli mi? Ya da partneriniz Nip Tuck’tan tanıdıgımız (Kimber) Kelly Carlson kadar hayatta ve yatakta iyi mi...surprizlere ve kalabalık fantazilere açık mı? Ayrıca bu dizilerde çekilen sex sahneleri gerçek hayatta öle olmayabiliyor unutmayın... Yani Bill Compton’un fermuarını açtıktan sonra Sookie Stackhouse’a giriş yapması arasında geçen 2 saniyelik süre gerçek hayatta yeterli değil. Evde denemeyin . Tabi bu Sookie içinde iyi bir imaj değil, İş perilere gelince farklı oluyorsa bilemem ( ups 3. Sezonu izlemeyenler varmıydı J)) )

İşte tüm bunların sonucunda nihai muhteşem bir televizyon prgramına geliyoruz. Sınırları zorlayan mantalite, Ultimate saçmalık...TEMPTATION ISLAND , günaha teşvik etme, cazibe adası...

Tüm bu anlattıgım sebeplerden dolayı mutsuz oldugunu hayatlarında bir şeylerin yolunda gitmediğini düşünen ve başarılı bir castingle seçilmiş gençler (çiftler, senaryoya göre) dünyada bir cennet köşesine gönderiliyorlar. Kızlar bir resortta erkekler ayrı bir restortta kalıyorlar. Kızlarımız ve Erkeklerimiz kendi cast sevgililerinden uzak bu porn starlarla geçirdikleri 2 hafta sonucunda yasadıklarından ders alarak bir sınava giriyor, bir deneyim yasıyor ve olgunlasıyorlar ( sunucu öle dedi) ve final haftası geldiğinde bir seçim yapıyorlar. ( yani birbirlerinini sevgilileriyle takılıyorlar bildiğiniz ) . Ya da adada yasadıkları bu zevk ve cazibenin peşinden giderek sevgililerini terk edip adadan bir başlarına ayrılıyor ya da ağlayarak birbirlerine sarılıp mutlu messut yaşamaya devam ediyorlar.

Tam bu yazıyı yazmadan önce final bölümünü isledim bu muhteşem yarısmada geçen konusmalar ise şu tarzda. Çift olan kız ve erkek bir araya getirilip 2 haftada neler yasadıklarını birbirlerine anlatmak zorunda bırktırılıyorlar. Kız ( jane) diyor ki: Tom’u ( sevgilisi) videoda hamakta başka bir kızla sevişirken gördüğümde bende kendimi özgür bırakmaya karar verdim ve bir başka erkekle yakınlaştım, hayatımın şüphesiz en muhtesem gecesini yasadım, sonra Tom geliyor. 6 kızla öpüştüm 2 kızla yattım 1 kızla duygusal bağ kurdum ve anladım ki seni seviyormusum. Ağlayıp sarılıp evlerine dönüyorlar. Program bitince gerçek hayat hikayesi olduguna inanalım diye bi takım alt yazılar geçiyor. Tom ve Jane yarışmadan sonra Los Angles'taki evlerine döndüler ve 2 hafta evden çıkmadılar, birbirlerini yeniden keşfettiler ( naaptılarsa keşif için ) şimdi birbirlerine eskisinden çok daha aşık yasamaya devam ediyorlar ( kıstas ne? )

Ahlakçı ya da ahlaksız oldugumdan değil, biliyorsunuz

Çok ta mutluyum ama tam tatmin olmak için gerekli maddelere gelince

- Eric Northman gibi karın kasları istiyorum ( ve arada extra güç için bir şişe V, o zaman bu Bill-Sookie zamanlamasına erişebilirim)

- Crixus’inki ile eş değer alt takımlara ihtiyaç var. ( yanlış anlaşılmasın )

- Benim için Kafdağını aşacak bir sevgili

- Ofisteki masamın tam yanından sokağa inen bir asansör

- Senede bir kere temptation adasında 1 hafta geçirmek

Sevgiler...Mutlu ve Tatmin olmanız dileği ile, Ben Dexter'a geçiyorum...


October 09, 2010

Ve Şevin Yeni Bir Kayık Aldı...


Hiç bir şey yapmak istemediğim, havanın daha sabah 10:00’da kör karanlık oldugu çok yağmurlu bir Cuma günü, bu yağmurda iş çıkısı eve nasıl dönerim planları yapıyordum. Ki daha önceki yazımda yazdıgım gibi ben “sağlam” plan yaparım. Eve dönmek için tüm kordinatları belirlemiş hazır ve nazır 18:30 gonklarının çalmasını bekliyordum.

Şevin aradı...Ne zamandır aramazdı, ne zamandır görüşmemiştik. Filmekimi galasına “ Somewhere” için fazla biletim var hadi gidelim dedi. Filmin biletleri baya önce tükenmişti, teklif cazipti ama yeterli değildi. Hayır dedim, plan yaptım eve dönücem. “ Arabayla geliyorum çıkışta karşıya beraber döneriz” dedi. Gün içinde Ceza konserine gitme planları yaptıgımdan ama hava bok gibi oldugundan fikrimi değiştirip eve dönmeye karar verdiğimden sordum. Filmden sonra Ceza konserine gidersek ok dedim.

Tüm planlar değişti ve Şevin’le iş çıkışı bulusup bizim ofisin altında açılan ve henüz uğramadıysanız hemen gelip takılmanız gereken harika Nublu’ya geldik. İşten bir kaç arkadaş ve yeni tanısıp sanki hep tanıyormuşum gibi çok sevdiğim Dilara ile takıldık muhabbet etiik biraz içtik ve film saati yaklaşmaya başladıgında yola koyulduk.

Çok yağmur yağıyordu ama yağsın, yağmur yağıyo hava soğuk diye evde tüm kış oturacak halimiz yoktu ya, şeker miyiz eriyeceğiz dedik şemsiyemizi açıp yürümeye devam ettik. Galatasaray lisesinin önüne geldiğimizde ise ciddi bir fırtına koptu ve bizimki dahil bir çok şemsiye Hande Ataizi’nin Asmalımescit'te gazetecilere açtıgı savas sonucunda aldıgı hali aldı. Islandık biraz ama varmıştık. Şemsiyeyide Sefahathane'de bahşiş olarak bıraktık.

Film güzeldi ama o kadar...Havaysa kötüydü, hem de çok kötü. Sokakta satılan ve herkesin evinde en az 5 tane olan 5 TL lik semsiyelerden 5’lercesi kırılmıs ve dönmüş hallerde yerlerdeydi, İstiklal caddesinin her noktasında yere atılmış semsiyeler vardı. Sanki biz film izlerken dışarıda şemsiyeler arasında bir hastalık virüs yayılmış ve tüm şemsiyeler ölmüştü.

Kenardan kenardan Babylon’a ulaştık, yine ıslanmıştık ama azimli minik rapstarlardık. Kanadımı kırdılar ucamadım anne savasa soktular kosturdum kalbini açamayan herkesin aklına eğriyi doğruyu ben soktum sonbaharda dökülen yapraktım ilkbaharda geri geldim ben aileme dostuma selamlar olsun gökkusağındaki bir rengim ben diye iki şarkı söyleyip tekrar yola koyulduk. Ama bu sefer en beteriydi...Dısarıdaki yağmur kötü çekilen türk filmlerinde hortumla su dökme sahnelerinin eline su döker cinstendi.

Arabaya ulaştıgımızda pantalonu cıkartıp arka koltuga asacak cinstendik...Ama ahlaklı insanlar olarak donla arabada oturmamayı seçtik ve montları cıkartmakla yetindik...O anda aklıma geldi, Şevin yeni araba almıştı ama ehliyeti ne zaman almıştı? Ne zamandır trafikteydi?

Sadece 6 gün. Ve ilk karşıya geçisi arabası ile.

Tanrı Şevin’i sınıyor ve ona ilk haftasında tüm kötü hava şartları ve doğal afetlerden bir seviye tespit sınavı yapıyordu. Görüş alanının 30 cm oldugu bir havada köprü yoluna ilrlerken 40-50 cm suya gömülmüş yollarda çılgın minubus söförleri arasında sileceklerin kifayetsiz kaldıgı bir yolculuk yaparken gülme krizimiz başlamıştı.

Bir yandan yağmur bir yandan yandaki arabaların fıskırttıgı sular ve göllerin içinde geçme çabalarımızla Şevin’in yeni kayığı ilk testinden başarı ile geçmiş bizde ıslak ama messut sekilde evlerimize varmıştık...

Hastalanmamak için mücadele veren bendeniz ise sabah haberlerinde Cumartesi Cuma'dan da beter olacak manşetini duyunca bu günü evde oturup internette ve film izleyerek geçirmeye karar verdim.

Şevin bir sonraki buluşmayı kar fırtınasından araç tekerlek zincirlerimiz olmadan yapalım ne dersin?

September 29, 2010

O Artik Bir Yuva Ariyor


Minik Levo sadece 26 yasinda. Soyu Arnavutluk hatta Selanik'e dayaniyor, kirma diyebiliriz.
Su an Kartal'da yasiyor, iyi bakiliyor fakat minik Levo Avrupa yakasinda bir yuva ariyor.

Asilari yapildi fakat alerjisi var. Acilen' Ona bakabilecek, temiz, duzenli bir oda ya da studyo daire araniyor.

Tatli mi tatli Levo'yu sokaklarda tek basina evine donmeye calisirken bulduk, biraz gucsuz kalmis yolda cok vakit ve enerji sarfettigi icin.

Tuvalet terbiyesi var, insanlara alisik ve oyuncu.
Turkce ve Ingilizce komutlara cevap verebiliyor
Minik Levo'ya alana yaninda ilk bir ay yetecek kadar mamasinida veriyoruz. Sonra kendi basinin cagresine bakar o.

Lutfen tum yakinlariniza ve ilgilenebilecek kisilere veya emlakcilara duyurun.



Search This Blog