December 28, 2009

Chesterfield vs Winston Light


Chesterfield vs Winston Light
Arkadaşlarım benden yaşça çok büyük oldugundan tüm kötü alışkalıklarıma erken başlamıştım. Hatta biraz daha geriye gimek gerekirse hastalıklarla dolu çocukluğum yüzünden ergenliğe çok erken girmiş ve şeftali tüyü kıvamında bıyıkları olan arkadaşlarım varken ben traş olmaya başlamıştım. Yaşıtlarım Action man’ler ve Barbie bebeklerle street fight ve evcilik oynarken ben çoktan bir Action Man ile Barbie bebeğin yalnız kaldıklarında neler yapabileceğini keşfetmiştim.

Dolayısıyla sigara içmeye de çok erken bir yaşta başladım. Aldıgım ilk paket Chesterfield idi. Hatırlıyorum; Kuşadası’nda ki yazlığımız Seçkin Sitesi’nde ki evimizin marketine girip sigara reyonuna baktıgımda paketi gözüme en güzel, en tarz gözükeni seçmiştim. Chesterfield yazısının fontları çok güzeldi...O günden itibaren sigarama hiç ihanet etmedim, hep onu içtim. Sigaram bittiğinde Chesterfield kırmızı omadıgı için 3-4 bakkal gezdiğimi hatırlarım, gece arabayla benzinciye gittiğimi de.
Kimse içmez Chesterfield kırmızı. Birkeresinde Orçun’un da dediği gibi: Tüm Kırmızı Chester içenler bir araya gelseniz Babylon’un üst katını dolduramazsınız...

Sonra bir sabah kaldrıldı. Türkiye’de satışı durduruldu. Ne yapacağımı şaşırdım, Camel aldım olmadı Marlboro Light aldım ama elime yakışmadı, en yakın olasılık Winston Light gibi geldi...Beyaz üzerine gece mavisi...fena gözükmedi gözüme.

İçtim de içtim, arada bir arkadaşlarım ve ablam yurtdışı seyahatlerine gittiklerinde bana Kırmızı Chester getirdiler, kimseyle paylaşmak istemedim. Hep masanın üstüne koydum...bir tek bende vardı. Ama bitince yine Winston aldım...içtim de içtim ama aynı değildi. Daha ağzımda sıgara varken sigara içme hissi kaplıyordu zihnimi. Hiç bir zaman eskisi gibi olmadı, Chester’ın yerini hiç bir zaman tutmadı.

Şu anda kül tablasında 6 adet Winston Light izmariti var yanında da içilmeyi bekleyenlerin durduğu paket. Ama çok yabancı...Tek gecelik ilişkinizle sabah uyandıgınızda hissettiğiniz duygu gibi. Bakarken pakete “Kim bu” dedim...( hahahaha bayılıyorum böle saçmalamaya)
2010... Winston Light hayatımda sadece “Social Smoker” kavramı olacaksa barınabilir. Hiç bir zaman aynı kül tablası içinde benim içtiğim 6 Winston Light izmariti bir arada bulunamaz.

2010 To Do List’ime bir check daha attım...

Paranormal Activity


Oren Peli’nin 2007 yılında çektiği Paranormal Activity bir müddettir kendinden çok fazla söz ettirir oldu. Ocak 15’te girecek Türkiye’de vizyona ama DVD’cilerde sipariş etmek gerekiyor. Bir film tavsiye et be dediğin zaman DVD’ciniz ne tarz olursa olsun Paranormal Activity diye bi film var abi manyak bişey diyor.


Bende tarzı çokta fena olmayan DVD’cime güvenip aldım bir kaç filmin arasında Paranoid Activity adlı gerilim filmini. Dediğim gibi gerilim filmi, hiç bir korku unsuru yok içinde hatta görüğümüz hiç bir öğe yok...Sanırım filmin olayıda bu. Hiç bir şey göstermeden bu kadar fazla germeyi başarabiliyor.


Tüm ışıkları kapatıp tek başıma izlemeye karar verdim filmi daha keyifle izlememe yardımcı olacak tüm extralarıda yanıma aldıktan sonra. Her filmi izlediğim gibi bunuda “Aman canımmm film bu” diye korkunç bilinçli bir mantıkla izledim. Hemen arkasından da uyumak üzere yatağa girdim.


Korkmadım ama ister istemez evi dinlemeye başladım. Kalorifer peteklerinden gelen ses en baskın evin içinde. Siz de dikkat edin. Özellikle merkezi sistem ile ısınan bir eviniz varsa sabah erken ve akşam geç saatlerde farklı odada ki petekler sanırım birbirleriyle garip sesler çıkararak iletişime geçiyorlar. Ben soğudum sen de soğudun mu !!!


Buzdolabı ikinci sırada...sanırım üşüdüğü için arada öksürüyor hapşırıyor ve titriyor. Petekler kadar ses çıkartmasada gerilim katsayısı yüksek. Ama en korkuncu kapılar ve duvarlar. Onlar ne şekilde ve niye ses çıkartıyorlar bilmiyorum ama arada bir diz kütlemesine benzer sesler çıkıyor. Hele siz evdeki sesleri dinlerken üst kat komşunuz elindeli çatalı ya da tabağı yere düşürürse gerçekten korkabiliyorunuz.


Evinizle tanısın...Onu dinleyin...Bugune kadar söylediklerine kulak vermediyseniz Paranormal Activity’i izledikten sonra karşılıklı laflamak durumunda kalacaksınız...

Alaska Kahvaltısı


Son 1.5 senedir her ne kadar Türkiye’ye tıkılıp kalsam da ondan öncesinde oldukça fazla gezme fırsatım oldu 24’üncü yaşıma kadar. Beni bu sene tanıyanlar bazen, zaman zaman, yeri geldiğinde anlattığım Kolombiya, Beliz, Panama, Kayaip Adaları hikayelerimi anlatırken ; acaba kıçından uyduruyo bu çocuk diye düşünüyorlar mı diye düşünmüyor değilim.
Tüm bu seyahat defterimi gözden geçirdiğimde sanırım en ilgincinin Alaska oldugunu itiraf etmek durumundayım. Manasız bir doğa, balinalar, buzullar ve buz şelaleleri, dağ keçileri ve garip şiveli insanlar, benim kolum büyüklüğündeki yengeçler ve diğer tüm deniz ürünleri.
Alaska’da kaldıgım 1 ay boyunca o kadar hzılı adapte olmuştum ki bu gerçek dışı yaşama; sabah kahvaltıdan sonra içilen ilk bira, hemen akabinde 700 Kişilik şehirlerindeki 35 farklı pubdan birinde bilardo ve dart seansları, akşam üstü buzullara veya dağların arasındaki buzul göllerine ziyaret. Sıcak şarap ve yengeç...
Neyse konumuz bu değil...İşten eve dönerken üff yine akşam ne yemek yiyeceğim veya dışardan ne söyleyeceğim diye düşünürken geldi tüm bunlar aklıma.
Dolapta tost ekmeği, yumurta ve enteresan bir şekilde geçen gün canım çok balık istedi diye aldıgım somon vardı...Alaska kahvaltıısııııııııı
Gerçi daha çok domuz eti kullanılsa da Somonlu versiyonu da bir o kadar Alaska kahvaltısıdır.
Hazırlamak çok kolay: Teflon tavaya çok az zeytinyağı döküp tost ekmeklerini kararıncaya kadar kızartın ve tabağa alın. Üstüne somonu dilediğiniz kadar yerleştirin ve bol yağda sarısı dağılmadan sahanda yumurta yapıp üzerine koyun...Bu kadar basit. ( Arzu eden yumurtayı omlet şeklinde yapıp tanınada alabilir ama sarısının dağılması ve her yere yayılması emin olun ayrı bir lezzet veriyor)
İşte bu akşam kendime çakma bir Alaska kahvaltısı hazırladım en sevdiğim Türk dizisi Ezel’i izlerken...

December 26, 2009

Cumartesi gecesi içilen ucuz şarap...Tellibağ

Normalde insnalar dışarı çıkmadıgı günlerde evde otururlar ve çıkmadıkları o gün için kendi kendilerine belkide bir miktar para save ettiklerini düşünürler. Ay sonu malum bende çıkmadım sokağa... Hem deminde uzun uzun anlattım ya, mutlaka bitirmem gereken bir proje var. Gündüz kahve eşliğinde diyordum ama iş geceye kalınca şarap gerekti. Bende demin çıkıp hemen yantaraftaki market kapanmadan gidip beyaz şarap alayım dedim.
Evde oturdugum günler bazen daha çok para harcayabiliyorum. Evde oturdum diye dışardan yemek söylüyorum. Mutlaka gidip bir kaç DVD alıyorum ya da kiralıyorum. İçki ve sıgara tüketiyorum.
Bugunde 5 adet DVD ve KFC aldıgım için şarap seçimimi ucuzundan yapayım dedim. Yanlış anlamayın her zaman selection içmiyorum tabiki ama ucuz derken gerçekten ucuzundan yapayım dedim. Lisedeyken hiç mi sabah okulu kırıp saat 10:00’dan itibaren Moda sahilinde uzuc şarap yada Mavi Venus içmedim...
Tellibağ 4.65 TL rafta çok ekonomik geldi ve hemen attım 2 şişe sepete. Gece uzun, hem belki bizimkiler uğrar dedim.
Her türlü tirpişonla çok güzel şarap açarım. Hatta tirpişon omadıgında bile şarabı mahvetmeden şarap açabilirim ama her nedense Tellibağ şişemi açmaya çalışırken şişenin ağzını 2 yerden kırdım. Neyseki cam kırıkları içine düşmedi. Şişeden çıkan mantar ise bir daha asla şeşieye geri giremeyecek bir boyuta ulaştı...Bu bana doğum için söylenen bir lafı hatırlattı. Ceviz büyüklüğünde delikten karpuz çıkması...
Dün geceden kalma şaraplardan birinin mantarını uydurdum zar zor 4.65 lik Tellibağ’ma. Bu kadar söylendiğime bakmayın birinci şişe yarılandı bile. Hem 4.65 TL oldugunu düşününce tadı hiçte fena değil.
Yinede 2010 To do listime ekliyorum... Çok zor durumda kalmadıkça ucuz şarap içilmeyecek...

Son dakikada ...

Acelecilik ve işleri son dakikaya bırakma huyum her zaman vardır. Ameliyathaneye annem son dakikada yetişti, az daha hastanenein asansöründe doğuyordum. Aceleden çok erken konustum fakat konusmayı tam öğrenemedim...7 yaşıma kadar yarımyamalak konustum. Küçükken daha çok kayacağım diye acele ederken kaydıraktan düşmüştüm. Yemeğimi acele bitireceğim diye kaç kere boğulma tehliklesi geçirdim (Zaten ağzım minicik..benim için her yemek yeme olayı bir boğuma tehlikesi, burnumdan da nefes alamadıgım düşünülürse...) . Yayalara yeşil yanmasını bekleyemediğim için kaç kere eziliyodum.

Ameliyat olmadan önceki gece son dakika yatmadan bir sıgara içtim. Ameliyattan çıkınca bekleme odasında hemşire ile kavga ettim...beklemek istemiyodum. Ameliyattan sonra gece hastanede kalamadım ve arabamı kendim kullanarak eve döndüm.

Uçaklara hep son dakikada yetiştim, faturalarımı son dakikada ödedim, hastalandıgımda hastaneye gitmek için hep ateşimin 39’a kadar çıkmasını bekledim, askerliğimi son gün tecil ettirdim ve mastera kayıdın son gününde yetiştim, sınavlara son gün çalışıp ödevleri son gün yaptım...Evet ödevleri hep son gün yaptım.

Üniversite bittiğinde (şimdi her ne kadar o günleri mumla arasamda) ödev proje vs yapmayacağım için çok mutluydum. Master yapmak gibi de bir düşüncem yoktu açıktası askerlik ile kıyasladıgımda daha ağır basana kadar. İyi bir öğrenci hiç değildim ama hep yüksek notlar aldım. Ödev ve sınav modumdan çook uzaklaşmışken master hayatımın başlaması ile bir kez daha kendimi wikipedia ve google search gibi ucuz yöntemlerle garip konular araştırırken buldum.

Haftalar önceden bildiğim bir ödevin son günleri...Pazartesi teslim
Cumartesi sabah erkenden kalkıp güzel bir kahvaltı hazırlayacağım ve sonrasında duş alıp kahvemi koyup bu projeyi bitireceğim dedim kendi kendime. En azından tüm Pazar günü bana kalacak...Saatimi 10:00’a kurdum

Cumartesi

10:00 Saatim anlamsızca çalıyor...Tüm gün benim 3 saatte bitecek bir sunum bu. Ertele

12:30 Kalkmam lazım... tüm günüm ölmemeli hem belki gece dışarı çıkarım

13:30 Kahvaltı ettim hemen arkasından dusa giremem annem küçükken tok karna duşa girilmez demişti.

14:30 Law & Order Special Victims Unit 2 bölüm üst üste.

16:00 Sonunda laptopun başındayım ama çok acıktım başlamadan önce Yemek Sepetinden KFC
17:00 1 saat daha kestirebilirim çok güzel yedim...gece dışarı çıkmiicam tüm gece projeyi yaparım

18:30 BIR KAC SLAYT HAZIRLADIM kalanını bir film izleyip devam edeceğim

19:15 Paranormal Activity

21:50 Evdeki tüm eşyalar ses çıkartıyor. Kalorifer petekleri, Kapılar.... Buzdolabı Leveeennnt dedi sanki

21:53 Bloguma bir şeyler yapayım .. yarın sabah erkeknden kalkar bitiririm projeyi belki gece yatmadanda biraz bakarım

Search This Blog